Dışarıdan bakanlar konuşur… “Aaa kullandığı motora bak, küçücük”, “Çin malı mı o?”, “Bu yokuşu çıkar mı?” derler. İnsanların ağzı torba değil ki büzesin.
Ama benim için olay çok basit: O motor beni istediğim yere götürüyor mu? Evet. Üzerindeyken mutlu muyum? Kesinlikle evet. O zaman konu kapanmıştır. Ahmet ne demiş, Mehmet ne demiş, Mustafa beğenmemiş… İnanın hiç umurumda değil. Ben o marşa bastığımda (soğuk havalarda bazen nazlansa da) aldığım o ilk titreşim, benim için özgürlüğün başlangıcıdır.
Sabah kalkıp işe gitmek, çoğu insan için eziyetken benim için keyifli bir sürüşe dönüşüyor. Trafik derdim yok, “Metrobüse binebilecek miyim, otobüs tıklım tıklım mı?” stresi yok. Kaskımı takıyorum, müziğimi açıyorum ve kendi dünyama geçiyorum.
O an sadece ben, yol ve motorum var. Kuşlar gibi özgürüm. İster sahil yolundan giderim, ister ara sokaktan kaçarım. O motor küçükmüş, büyükmüş kimin umurunda? Bana zaman kazandırıyor mu, bana nefes aldırıyor mu? Önemli olan bu.
Bazen o trafiğin içinde sıkışıp kalmış lüks arabalara bakıyorum ve gülümsüyorum. Onlar konforlu koltuklarında stres içinde beklerken, ben rüzgarı hissederek akıp gidiyorum. Motosiklet, sadece bir ulaşım aracı değil; benim için kafa dinleme, deşarj olma ve gerçekten “yaşadığını hissetme” yeridir.

