Hiç durup düşündünüz mü? Hayatımızın neredeyse yarısını oyun oynayarak, sosyal medyada başkalarının hayatını izleyerek, sağda solda boş zaman öldürerek tüketiyoruz.
Bunu sadece eleştirmek için söylemiyorum, dürüst olayım; bunu ben de yapıyorum. Çoğumuz yapıyoruz. İşten veya okuldan eve dönerken serviste, otobüste elimizde telefon; Instagram’da, TikTok’ta parmağımızı kaydırıp duruyoruz. 60-70 tane kısa video izleyip beynimizi uyuşturuyoruz. Eve giriyoruz; yemek, televizyon, saatlerce dizi izleme, oyun oynama… Gün bitiyor.
Peki, gerçekten hayatımızı bu şekilde mi harcamak istiyoruz? Bir sistemin kölesi olarak, bize sunulan bu “oyala ve yönet” döngüsünün içinde mi kalacağız?
Başarılı insanlara baktığınızda farkı hemen görüyorsunuz. Bu adamlar uzaylı değil. Sadece bizim yaptığımızı yapmıyorlar. Bizim saatlerce oyun oynadığımız, geyik muhabbeti yaptığımız o kıymetli vakitlerde onlar çalışıyor, üretiyor.
Mantıkları çok basit ve net: “Ben şu an zamanımı boşa harcarsam, ömrümün sonuna kadar aynı standartta, aynı sorunlarla boğuşarak yaşarım. Ama şimdi sıkılırım, şimdi çalışırım, şimdi sosyal hayattan kısarım; ileride kral gibi, dertsiz tasasız bir hayat yaşarım.”
Adamlar “gelecekteki rahatlık” için “şimdiki keyiflerinden” vazgeçiyorlar. Biz ise tam tersini yapıyoruz. Geleceği riske atıp, anlık keyiflerin peşinde koşuyoruz. Sorun şu ki; bunu biliyoruz, görüyoruz ama neden hala kolayı seçip boşa zaman harcamaya devam ediyoruz? Belki de asıl sormamız gereken soru bu.

