Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var ama sanırım biz ipin ucunu biraz kaçırdık. Artık teknolojiyi kullanmıyoruz, teknoloji bizi kullanıyor.
Özellikle şu “yeni telefon” çılgınlığına akıl sır erdirmek zor. Bir marka yeni model çıkarıyor, daha eskisi cebimizde sapasağlam dururken hemen “Yenisini almalıyım” krizine giriyoruz. Peki neden? Sadece “bir üst model” olduğu için. Halbuki sormak lazım: O yeni cihazın özelliklerinin ne kadarını kullanıyoruz? İnanın %10’unu bile değil. Yaptığımız şey belli; Alo demek, sosyal medyada gezmek, fotoğraf çekmek. Bunu yapan adam gidiyor, sırf “Havam olsun” diye kredi çekiyor, 24 ay borçlanıyor. Borcu bitmeden bir üst model çıkıyor, hadi sil baştan bir daha borç… Bu döngü, modern kölelikten başka bir şey değil.
Bir de işin “Göstermelik Yaşam” kısmı var. Yediğimiz yemeği, gezdiğimiz yeri, hatta ibadetimizi bile “paylaşmak” için yaşar olduk. Telefon düşünce parçalanıyor ama asıl parçalanan bizim anlarımız. Yemeğin tadına bakmadan fotoğrafını çekiyoruz. Manzarayı gözümüzle değil, ekranın arkasından izliyoruz.
Hepimizin unuttuğu bir gerçek var: Ömür bitiyor, yaşlanıyoruz. Yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda, sosyal medyada paylaştığınız o filtreli fotoğraflar değil; ailenizle, gerçek dostlarınızla ekran olmadan, göz göze, diz dize geçirdiğiniz o sıcak anlar kalacak.
“Ben bu yemeği yedim” diye hava atmak yerine, o yemeği sevdiklerinle muhabbet ederek yemenin lezzeti hiçbir “like” (beğeni) butonunda yok. Sahte kalabalıklar, sanal alkışlar yerine; az olsun ama öz olsun, gerçek dostlarım yanımda olsun. Telefonum eski olsun ama anılarım taze ve gerçek olsun. Bence huzur burada.

