Altın Elbiseli Adam’ın o meşhur sözünü hepimiz biliriz: “Motosiklet özgürlüktür.” Bu sözün ne kadar doğru olduğunu, ancak selenin üzerine oturanlar anlayabilir.
Modern hayatta hepimiz birer döngünün içindeyiz. Sabah evden çıkıyoruz (kapalı ortam), arabaya veya servise biniyoruz (kapalı ortam), iş yerine gidiyoruz (yine kapalı ortam). Hayatımız kutuların içinde geçiyor. Ama motora bindiğiniz an o döngü kırılıyor. İşte o zaman özgürlüğün tadını gerçekten iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Rüzgarın vücudunuza vuruşu, o aksiyon hissi ve en önemlisi trafik derdi olmadan bir noktadan diğerine kuşlar gibi süzülmek… Araba dediğiniz şey, konforlu ve sıcak olabilir ama günün sonunda kapalı bir kutudur. Sizi dış dünyadan yalıtır. Oysa motorcu olmak; risk almak, soğuğu, yağmuru ve rüzgarı hissetmektir. O elementlerle mücadele etmektir.
Dışarıdan bakan araba sürücüleri çoğu zaman bize “deli” gözüyle bakıyor. “Bu havada, bu yağmurda, bu soğukta nasıl sürüyorsunuz?” diyorlar. Onların anlamadığı şey şu: Biz hava şartları ne olursa olsun, o kaskın içinde, o motorun üzerinde dünyanın en mutlu insanıyız. Yağmur, çamur ya da kar bizim için bir engel değil, o anın bir parçası. Bir araba kullanıcısının, o sıcak koltuğunda bizim aldığımız zevkin yarısını bile alabildiğini sanmıyorum. Çünkü biz sadece gitmiyoruz, yaşıyoruz.

