İstanbul sevdası başka bir şeydir; ne o trafik çilesiyle biter ne de o kalabalıkla. Her sabah kalkıp o metrobüs, otobüs işkencesine katlanmak zordur ama bir yandan da bu şehrin ritmidir o. Benim de bu şehirde, özellikle de ilk araçlarımdan biriyle yaşadığım öyle anılarım var ki şimdi gülerek hatırlıyorum.
Çok önceleri, 2021 yılları civarında bir Fiat Palio aracım vardı. İlk göz ağrısı derler ya, biraz öyleydi ama bana çektirmediği dert de kalmamıştı. Gaz sorunu yaşadım, gitmeme sorunu yaşadım ama bir anım var ki asla unutamam.
Tam E-5’in orta yerindeyim, trafik akıyor ve benim Palio bir anda stop etti! Araç otomatik vites olduğu için viteste kalmış. Ben acemiyim, ne yapacağımı bilmiyorum. Kontağı çeviriyorum, tık yok. Tekrar çeviriyorum, yine tepki yok. Düşünsenize; trafiğin tam kalbindesiniz, arabanın her şeyi durmuş, çalışmıyor ve arkadaki araçlar deli gibi kornaya basıyor. O an yaşadığım korkuyu tarif edemem, “Ne oluyor, bittim ben” dedim. Sonradan aklıma geldi; vitesi boşa (N) alıp öyle marşa basınca çalıştı. O anki panikle ömrümden ömür gitmişti.
Bir de direksiyon kilidi maceram var ki tam evlere şenlik! Aracı bir mekanın önüne park ettim. İnerken yanlışlıkla direksiyonu çevirip kilitlemişim, haberim yok. Geri geldim, kontağı takıyorum dönmüyor, direksiyonu çevirmeye çalışıyorum taş gibi. “Eyvah” dedim, “Bozdum arabayı, kaldı burada.” O anki çaresizliğimle ne yapacağımı şaşırdım. Sonra aklıma internetten bakmak geldi. Meğer direksiyon kilidi diye bir şey varmış ve direksiyonu hafifçe sağ-sol yaparken kontağı çevirmek gerekiyormuş.
O an, 2021 yılında sanki hayatımda hiç araç kullanmamışım gibi büyük bir şok yaşamıştım. Ama işte insan yaşayarak öğreniyor. Zamanla araca alıştım, huyunu suyunu öğrendim. Sonrasında o küçük, minik Palio benim için tam bir “Otoban Şeytanı”na dönüştü. Her yere girip çıkan, pratik ve keyifli bir yol arkadaşı oldu. O acemilik günleri de şimdi geriye dönüp baktığımda güzel bir tebessüm bırakıyor.

