İstanbul trafiğinde siren sesini duyduğumuz an tüylerimizin diken diken olması gerekirken, maalesef bazılarımızda bu refleks yok. 112 araçları, yani ambulanslar saniyelerle, saliselerle yarışıyor. Bir canı hayata bağlamaya çalışıyorlar ya da hastaneye yetiştiriyorlar.
Ben motosiklet üzerindeyken bile o sesi duyduğum an kendimi kaldırıma atasım geliyor. Yol vermek zorundayız abi, bunun “aması, fakatı” yok. Bazıları diyor ki; “Ya boştur o, sirenleri keyfi yakmıştır, yemeğe gidiyordur.” Yahu sana ne? İsterse boş olsun, isterse özel ambulans olsun. Belki acil bir vakaya almaya gidiyor? O an o frenlere, o gaza basmasının bir sebebi var. O riski alamazsın, o yolu açacaksın. Bu net.
Bizi en çok üzen ne biliyor musunuz? “Çakallık” peşinde koşanlar. Ambulans kendine zar zor bir yol açıyor, hop arkasındaki uyanık hemen tamponuna yapışıyor. “Ambulans yolu açtı, ben de arkasından fişekleyeyim” kafasında. Ya da müziğin sesini sonuna kadar açıp o sireni duymazdan gelenler… Arkadaşlar, yapmayın. O ambulansın içindeki sizin anneniz, babanız, en sevdiğiniz insan olabilir. O an saniyelerin hesabını yaparken birinin size yol vermediğini düşünün. Çıldırmaz mısınız?
Yurt dışındaki videolara bakıyorum; adamlar sireni duyduğu an “Fermuar Sistemi” gibi yolu ikiye yarıyor, ambulans yağ gibi akıp gidiyor. Bizde yapan duyarlı sürücüler var, Allah razı olsun ama yapmayan da çok.
Bir de o ambulansın arkasına girip makas atan arkadaşlara sesleniyorum: Nereye yetişiyorsun? İşe 5 dakika erken gitsen patronun seni kapıda karşılayıp “Aslanım benim, 5 dakika erken geldin al sana ekstra zam” mı diyecek? Demeyecek. Ama sen o hızla kaza yaparsan, ambulans yerine o “4 kolluya” (tabuta) binip, takır takır gidersin öbür tarafa.
Lütfen, şu 112 araçlarına öncelik verelim. Can taşıyorlar, can kurtarıyorlar. 3 dakika geç gidelim ama insanlığımızı kaybetmeyelim.

