Haftanın ilk günü, klasik bir İstanbul sabahı ve yine o meşhur hafif yağmur… Bu durum, çoğu araç kullanıcısı için maalesef güne 1-0 yenik başlamak demek. İstanbul’da yıllardır çözemediğim bir denklem var: Havadan yere düşen küçücük bir yağmur damlası, nasıl oluyor da koca şehrin trafiğini bu kadar felç edebiliyor?
Dikkat ediyorum; yol aslında açık, görünürde bir kaza veya engel yok. Ancak bazı sürücüler, yağmur başladığı an açıklanamaz bir şekilde hızlarını aşırı düşürüyor ve trafiği tabiri caizse kilitliyorlar. Bu genel bir refleks mi, yoksa İstanbul’a özgü bir durum mu, gerçekten anlamak güç.
İşin bir diğer boyutu da araç tercihi. Normalde toplu taşıma kullanan insanlar, yağmur yağdığı gün “ıslanmayayım” diyerek özel araçlarına sarılıyorlar. Hal böyle olunca yoldaki araç sayısı iki katına çıkıyor. Oysa çözüm aslında çok basit.
Ben her zamanki gibi, özellikle böyle havalarda otobüs ve metroyu tercih etmeye devam ediyorum. Hem sabah trafiğinin stresini çekmemek hem de o yoğunluğa bir araç daha eklememek için en mantıklı yol bu. Özel bir yükümüz veya acil bir işimiz yoksa, toplu taşıma kullanmak sadece bizim değil, şehrin de nefes almasını sağlıyor. Keşke bu bilinç daha yaygın olsa da yağmurlu sabahlarımız kabusa dönüşmese.

